FERYAT ÖTESİ -1-

Esma YALDIZ

  • Yazının Tarihi: 7 Temmuz 2015
  • Bu yazı 51 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

 

Feryat ötesiydi duyduklarım; kimi haykırarak ağlıyordu, kimi susarak anlatabiliyordu feryadını.   Kiminin annesi, kiminin babası, kiminin kardeşi, kiminin hayat arkadaşı göçük altındaydı. Yaşanacaklar, söylenecekler, yarım kalanlar;  bir umut, bir belki bekliyordu.  Saatler geçtikçe ümitler ve umutlar tükeniyordu. Beklemek ah bu beklemek… Göçük altında kalmaktan daha zor geliyordu. Küçük Feride, her şeyden habersiz oyununu oynamaya devam ediyordu. Birkaç saat önce annesi ve babasıylayken artık şu koca dünyada yalnız başınaydı. Henüz 6 yaşında ve tek başınaydı. Aynı zamanda farklı yerde tek başına kalan ailesini kan davası denen bir saçmalık yüzünden kaybeden biri vardı. Onun çığlıklarını duymamak imkânsızdı. Onun ki feryat değildi. Hayata ve insanlara isyandı… Belki olanları değiştirebilirlerdi!  İsyan değil, kahkaha sesleri duyulacaktı etraftan. Naz henüz 6 yaşında hayattan ilk tokadını yemişti. Feride ve Naz’ın kaderi çocuk esirgeme kurumunda birleşti,  artık burada büyüyeceklerdi. Bir şeyler anlıyorlardı sanki sürekli ağlıyorlardı. Anne ve babanın özlemini çekiyorlardı. Hayatları sadece birkaç dakika içinde yerle bir olmuştu… Nedenleri farklı olsa bile… Zamanla alışacaktılar olması gerektiği gibi;  iki arkadaş büyüyorlardı ve de büyüdükçe güzelleşiyorlardı. Onları seven de güzelliklerini kıskanan da vardı.  Ne var ki yalnız değildiler,  birlikte mücadele ediyorlardı.  Kardeş ve de dost olmuşlardı.  Birbirlerinden başka kimseleri yoktu. Bunu hissettirmemeye çalışıyorlardı. İkisinin de iç güzellikleri dışa yansımıştı.  Feride doktor olup hayat kurtaracaktı, Naz ise avukat olup adalet dağıtacaktı. Tek amaçları buydu. Okudukları okulun gözde öğrencileriydiler. Hem başarılı,  hem güzel, hem de çok iyi dosttular. Okul bitmiş, yurttan da ayrılmak zorunda kalmışlardı. Acı ve tatlı günlerini geride bırakıp önlerine bakmalıydılar. Çünkü artık sorumluluk sahibiydiler.   Biri doktor, biri de avukattı.  Hayat onlar için yeni başlıyordu. İki dost sırt sırta verip hayata karşı galip geleceklerdi. Naz’a bakarak Feride şöyle dedi: “Kardeşim hayat bizim için yeni başlıyor” deyip gülümsedi. Naz, “Evet kardeşim, her şey yeni başlıyor ama ben hiç korkmuyorum çünkü sen varsın” deyip sarıldı…  Feride’nin gözleri dolarak “deli kız” deyip sarıldı.

Feride deprem de ailesini kaybettiği için doktor olmuştu. Naz ise ailesi kan davası kurbanı olduğu için avukat olmuştu… Hayata inat dimdik ayakta duracaklarına dair birbirlerine söz vermişlerdi. Bir yerden başlamalıydılar ev tutup düzenlediler. Çok yorulmuşlardı. Naz,

“Ferideciğim hadi yatıp “dinlenelim geç oldu. Yarın kalkamayacağız” dedi gülümseyerek…

Feride haklısın canım yoksa ilk günden işe geç kalacağız”

O kadar yorulmuşlardı ki deliksiz uyudular sabaha kadar. Sabah erken kalkan Feride, Naz’ın odasına gidip dürterek “Naz kalk geç kaldık!” deyip uyandırdı.

“Naz, beş dakika daha deyip direniyordu”

Feride,  “bak su geliyor” dedi. Naz, hemen doğruldu Feride gülerek “haydi kahvaltı hazır” dedi.

Naz, “hazırlanıp geliyorum” dedi. Birlikte kahvaltı yapıp çıktılar.  İkisi de çok heyecanlıydı.  İlk iş günleriydi. Akşam olmuş, ikisi de çok yorgun bir şekilde eve dönmüşlerdi. Ama bu yorgunluk tatlı bir yorgunluktu. Yıllardır hayalini kurdukları yorgunluktu.

Naz, “günün nasıl geçti?” diye sordu Feride’ye,

Feride “yorucu ama iyiydi. Senin günün nasıl geçti?” diye sordu.

Naz, “benim de iyiydi. Feride, benim ilk davam ailemi boş yere katleden insanları adalete teslim etmek olacak. Bu süreçte yanımda olur musun?” diye sordu Feride’ye

Feride, “o ne biçim söz, elbette olacağım.”

Naz, “iyi ki varsın Feride, sen olmasaydın ben ne yapardım” dedi.

Feride, “sende iyi ki varsın” diye karşılık verdi.

Yeni bir güne merhaba diyen iki arkadaştan Feride hastaneye gitmek için hazırlanırken, Naz ise köyüne gitme hazırlığına koyuldu. 6 yaşındayken ayrılmak zorunda olduğu köyüne gitmek için hazırlanırken Feride onunla gitmek için ısrar etse de Naz istememişti. Feride’den ayrılan Naz, yorucu bir yolculuktan sonra köyüne varmıştı. Sanki yeniden o anı yaşıyormuş gibiydi.  Evinin kapısını açınca her şey gözünde yeniden canlandı. Annesinin onu kucaklayıp öptüğü, babasını içeriye gelip “ben geldim” demesi kulaklarında çınlıyordu. Daha fazla dayanamayıp yere çöküp ağlamaya başladı.  Her şeyin başladığı ve bittiği yerdeydi.  Dışarı çıkmak için hazırlanırken yaşlı bir teyze kapıda beliriverdi. Yaşlı teyze, “kızım sen bu evde yaşayanları tanıyor musun?” dedi.

Naz da yaşlı teyzenin sorusuna sor ile karşılık vererek, “sen tanıyor musun teyze?” diye sordu.

Teyze, “Elbette tanımaz mıyım kızım, Durmuş ve Gülsüm, bir de kızları vardı. Onlar yaşıyorlardı. Kendi hallerinde insanlardı. Ezelden gelen bir kan davası yüzünden garibanları kurşuna dizdiler.”

Naz, “peki ne oldu onlara teyze?” diye sorunca yaşlı teyze hüzünlü gözlerle ile “Gülsüm oracıkta can verdi, Dursun da çok kalmadı gayrı o da göçtü Gülsüm’ ün yanına.”

Naz, “Teyze sen tanır mısın onları öldürenleri?”

Teyze, “Elbette tanırım kızım ama sen kimsin ne ararsın burada?”

Gözleri dolan Naz, yaşlı gözlerini saklamaya gerek bile duymadan “ben o küçük kızım teyze, şimdi bana söyleyecek misin kim olduklarını?”

Teyze, “Yavrum onlarla sen baş edemezsin!”

Naz, “Öğrenmek istiyorum teyze, ne olur kim olduklarını söyle bana!”

Teyze, “Peki yavrum. Onlara   Hamzaoğulları kıydı.”

Naz, “Nerede yaşarlar  teyzeciğim?”

Teyze, “Yavrum onlar da burada yaşarlar, köylülere hep zulüm ederler.  Ama kimse ağzını açıp bir şey diyemez.”

Naz, yaşlı teyzeden anne ve babasının katillerinin evlerinin nerede olduğunu tarif etmesini rica eder. Teyze tarif eder ve dikkatli olmasını, onların kötü insanlar olduklarını anlattıktan sonra Naz, teyzenin elini öperek uzaklaştı.

 

DEVAM EDECEK…

Bir Yorum Yazın