SINAVLAR GEÇİDİ

M. Mahşuk USLU

  • Yazının Tarihi: 13 Nisan 2015
  • Bu yazı 64 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

GÜNDEM12 DERGİSİ ÜÇÜNCÜ SAYI

Bir yandan doğanın baştan çıkarıcı çekiciliği; bir yandan da gelecek kaygısının milyonları, sınavdan sınava sürükleyen sıkıcılığı…

KPSS, YGS, LYS, TEOG, DGS, TUS, , ALES, ALS, DPY, YDS, AÖL gibi… Neredeyse alfabenin yirmi dokuz büyük harfinin yarısı ile adlandırılan birçok sınav, milyonların duygu dünyasını etkilemektedir.

Bu kadar büyük insan kitlesi, sınavlarla doğrudan muhatapken,  bir de dolaylı muhataplar vardır. Kimisinin oğlu, kimisinin kızı, torunu, yeğeni, kuzeni derken aslında ülke insanının neredeyse tamamı bu sınavların biri ya da birkaçı ile bir şekilde ilgileniyor.

Başka bir ifadeyle, milyonlarca öğrenciyi ve ailelerini, beş harflik ‘sınav’ sözcüğü meşgul etmektedir.

Tabi kolay bir süreç değil, verilen onca emek, sarf edilen onca para, tüketilen zaman, geleceğe yönelik kurulan hayaller,  arzu edilen sevinçler, endişesi duyulan gelecek kaygısı vb. düşünceler, öğrencileri ve ailelerini heyecanlandırmaya yetmektedir. Bu da onları değişik duygulara, takıntılara sürüklemektedir.

Bu süreçte, aylar süren hummalı çalışmanın yanında; kimisi duaya, kimisi hurafeye, kimisi fala koşacaktır. Belki de sürecin tek olumlu tarafı sınavın yaklaştığı günlerde öğrencilerin de en dokunulmaz günlerini yaşamalarıdır.

Bilen bilir. Onlar için en nefret edilen cümleler:

“Sen elinden geleni yaptın, kazanmasan da olur.  Kazanmasan dünyanın sonu değil ki…  Hem herkes kazanacak diye bir şey yok” ve benzeri cümlelerdir. Çünkü onlar; hazırlanmakla, kazanmayı hayallerinin bir köşesine zaten koymuşlar,  “Başkası kazanacaksa ben de kazanmalıyım.” düşüncesiyle aylarca kalkıp yatmışlar. Dolayısıyla bu şekilde bir yaklaşım onlarda “verdiğim onca emek ortadayken bana güvenleri yok mu” gibi duygulara iterek, başarıları üzerinde ters de tepme riskini de getirebilir.

Çoğu zaman; okulda biz öğretmenlerin, evde ebeveynlerin her sınav arifesinde  “Sen kazanacaksın, ben sana güveniyorum.” Gibi teselli etmeye yönelik laflar;  öğrencilerde “Ya güveni boşa çıkarırsam” endişesine bağlı strese yol açabilir.

Bunun yerine; öğrencimize ya da çocuğumuza: “Evet, önemli bir sınava girdiğinin farkında olduğumuzu, bunun doğal olarak, heyecan yarattığını, bu durumun normal olduğunu; fakat vereceğin her kararda yanında olduğumuzu, sınavda, yardımcı olabilecek duadan başka bir şeyimizin olmadığını ve aslında sınavla ilgili söyleyeceğimiz her şey, doğal olarak sende heyecan oluşturacağını, bundan dolayı son bir haftaya girerken, sınav konusunu pek gündemde tutmadığımızı, senin de bu durumu normal karşılaman gerektiğini düşünüyoruz. Ama bu sınavını ya da seni önemsememek anlamına gelmediğini,” deyip başarı dileklerimizi gerçekçi bir dille söylersek daha da inandırıcı olabiliriz.

Yapılan bir araştırmaya göre, iki grup öğrenci bir derste sınava tabi tutulmuş. Birinci gruba, sınavın önemi defalarca vurgulanıp “bak kazanamazsan….” diye başlayan cümleler kurarak onları güdülemişler ve  diğer grup da doğal bir şekilde sınava girmiş. Neticede doğal grup, bildiklerinde daha az hata yapmıştır.

Sevgili öğrenciler, özellikle bugünlerde, içsel bir konuşmayla ya da sözlü olarak kendimizi mahvettiğimiz anlar vardır. Çünkü başkasının en iyi tarafıyla kendimizin en zayıf yönünü karşılaştırırız bu da bize acı verir.

Bin bir vesveseyle boğuşup dururuz.

Kendimizi başkasıyla kıyasladığımızda, doğal olarak stres katsayımız daha da yükselir; neticesinde acı veren duygularla boğuşuruz.

Şunu unutmayalım ki, içimizden gelen bu olumsuz ses, o kadar acı ve aldatıcıdır ki, onu sadece aklımızın ucundan bir an geçirsek bile kendimizi kötü hissetmemize neden olur. İstenirse, içimizden gelen o yaralayıcı sesi kontrol edebiliriz.

Peki nasıl?  “Heyecan, stres vb duygular, bir elektrik düğmesine bağlı değil ki dokunup söndürelim.” dediğinizi duyar gibiyim. Buna cevabım, iç dünyanızda oluşan bu duyguyu olabildiğince normal kabul ederseniz,  sınav hakkındaki olumsuz duygular sizi fazla etkilemez.  Şöyle ki: Etrafınızı saran bir sinek sürüsünü, el kol hareketleriyle savmaya çalıştıkça, onlar daha da azacaktır. Bırakırsanız bir müddet sonra sizinle uğraşmaktan vazgeçecekler.

Tabi ki bu, sınavı basite alıp önemsemeden sınava girip gelişigüzel bir tavırla soruları çözmemiz anlamına gelmez. Bunun için bir tevekkül, iki ‘yarıda kesme’ metodunu deneyebilirsiniz. Yani, kafanızda beliriveren o negatif düşünceyi yarıda bırakıp başka bir şeyle uğraşma ya da güzel şeyler düşünme, gibi basit bir metodu kullanmanız faydalı olabilir.

Basit bir ifadeyle, negatif bir içsel konuşmaya yakalandığınız zaman, “ben kendimi seviyorum ve şu an bunları düşünmenin zamanı değil”  vb. olumlu düşüncelerle araya girerseniz en azından negatif konuşmayı yarıda kestiğiniz için şanslısınız.

Sözün kısası; sizin için lazım olan, şimdiye kadar edindiğiniz bilginizi neticeye dönüştürmek için biraz sükûnet, biraz moral, bir tutam da güven duygusu olup bunun da kaynağı yine sizsiniz.

İyisi mi, sınav muhabbetini bugünlerde pek yapmamaktır. Heyecanlanıyoruz diyebilirsiniz, tabi ki heyecanlanacaksınız.

Unutmayalım ki “yapılırken heyecan duyulmayan işler başarılmaz.”

Kuşkusuz dünyanın birçok ülkesinde arzın az, talebin çok olduğu seçme ve yerleştirme sisteminde, buna benzer yöntemlerle elemeler yapılmaktadır.

Ancak toplum da bireylerden oluştuğuna göre söz konusu bu sınavların bir de sosyolojik boyutu vardır. Bu da devleti ve hükümeti doğrudan etkilemektedir.

Daha açık bir ifadeyle, 2010’dan itibaren başlayan ve 17 -25 Aralık sonrası neredeyse her şeyin iktidar savaşlarında, birbirine fırlatılan araçlara dönüştüğü bir dönemde; toplumun nerdeyse tamamının bir şekilde sınavlardan, doğrudan ya da dolaylı olarak etkilendiği şu seçim arifesinde,  sınavlar olası manipülasyona açık bir alandır.

Bunun işaret fişeği; YGS’de verildi gibi.

İki milyon beş yüz bin öğrencinin girdiği bir sınavda, yayımlanması yasak soruların sosyal medyada çekilmiş fotoğrafının yayımlanmasıyla spekülasyonlar başladı.

YGS’den çıkan birinin; kitapçığın içinden iki sayfayı yırtarak salon dışına çıkarıp sosyal medyaya servis etmesi üzerinden “sorular sızdırıldı”  şeklinde verilen haberler  “bir sınavı bile yapamıyorlar.” havasını yayarak;  milyonlarca genç üzerinde şaibe algısını oluşturmaya yönelik hamle olduğu açıktır.

ÖSYM’nin soruları yayımlamama saçmalığını hala anlamış değilim. Bu kadar büyük bir kitlenin girdiği bir sınavın sorularının yayımlanmasını yasaklanması, her şeyden önce ÖSYM’nin zaten az olan güvenirliliğini de sıfıra indirir. Yapılması gereken, geçmişte olduğu gibi sınavdan sonra tüm soruların yayımlanmasıdır. Aksi takdirde geçmişte kendi yandaşlarına el altında soruları uçuranların, kendi haltlarını unutturmak için seçim öncesi yayacağı dedikodulara fırsat tanınmış olunur.

ÖSYM’nin sınavın yapılacağı salonlara kamera koydurması ne kadar doğruysa soruların bir kısmını yayımlamaması da bu kadar yanlıştır ve bu yanlışından vazgeçmesi gerekir.

Bir velinin: “2010’daki iptal edilen sınavla ilgili medyada ortaya çıkan dedikodular yüzünden KPSS’ye giren kızım, iktidar partisinden aday en yakın akrabamızı çok sevdiği halde; sırf sınav güveliğini sağlayamadığı, dolayısıyla emeğinin çalındığı; dedikoduları üzerinde gidip oyunu bu konuda sert muhalefet yapan partiye vermişti, diye anlattığına şahidim. Bu örnek bile sınav güvenliği üzerinde oluşabilecek spekülasyonların toplumun tüm dinamiklerini etkileme potansiyelini barındırdığına işaret ediyor.

Ayrıca ÖSYM, sınavların üzerinden var olan olumsuz algıyı yok etmeye yönelik birçok yöntemi kendi aralarında tartışmalıdır. Bunlardan biri; soru hazırlama merkezi, tüm haber kanallarında canlı yayında bilişim alanında uzman bilirkişi ve TBMM üyelerinden oluşan bir heyet gözetiminde, soru hazırlama merkezinin dışarıya hiçbir bağlantısı olmadığına tüm kamuoyu inandırılmalı. Ardından sınavı hazırlayan komisyon binaya alınmalı ve çalışma odaları hariç binanın dışı ve koridorları adeta “biri bizi gözetliyor” programları gibi ÖSYM’nin kuracağı televizyondan yirmi dört saat gözetlenemesin sağlanmalıdır ve bu süreç, tüm Türkiye’de sınavın başladığı saate kadar devam etmeli.

Pek tabidir ki, her şey aslında vicdanda bitiyor. Yoksa ne tür önlem alınırsa alınsın binlerce sınav merkezinde ve binlerce gözetmen kontrolünde yapılan bir sınavlar silsilesinde yüzde yüz güvenliği sağlamak imkânsızdır. Biraz da toplumsal güven ve hak- hukuk empatisini yükseltmekle bazı şeyler aşılabilir.

Startı, 15 Mart’ta YGS ile verilen ve Temmuz’a kadar süren bir dizi sınavlar geçidinde, sınava giren herkese kendisi hakkında en hayırlısının olacağı, sonucu Cenab-ı Allah’tan diliyorum.

Bir Yorum Yazın