ÜRETEMEDİĞİMİZ ZAMAN ÇÖKECEĞİZ

Bayram BARİC

  • Yazının Tarihi: 14 Eylül 2018
  • Bu yazı 553 defa okundu.
  • Yazıyı Sosyal Medyada Paylaş:
  • Googleda Paylaş
  • Twitterda Paylaş
  • Facebookta Paylaş

Ülke olarak zorlu bir süreçten geçmekteyiz.  Bu süreçte ekonomi alanında bizleri kuşatmaya çalışan ciddi düşmanlarımız oluştu. Bu güçlerin hileleriyle ne yazık ki ekonomimizde sorunlar yaşıyoruz. Bu sorunların da tek çözümü var; üretim. Daha az tüketim ve daha çok üretim.

İktisadi terimleri bir köşeye bırakarak sade bir dil ile üretimin ne kadar önemli olduğuna bakalım:

Bir ülkenin gücü ekonomisi ile doğru bir ilişki içerisindedir. Günümüz koşullarında ne kadar iyi bir ekonomiye sahipsen o kadar güçlüsün demektir. Yani ne kadar çok üretiyorsan o kadar çok söz sahibi ve yönlendirensin.

Bilinmelidir ki; bir ülke kendi tasarımını ve markalarını ortaya koymadıkça dünya ekonomisinde söz sahibi olamaz.

Üretim Yönetiminde Neredeyiz?

Üretim yönetimi sözlükte; ‘üretime geçen bir sistemin mevcut sistemindeki malzemeleri, beşeri gücü, makine – teçhizat kaynaklarını en uygun şekilde değerlendirerek talep gören ürünü istenilen zamanda ve maliyette üretmek’ anlamına gelir.

Bu bizim için çok önemli.

Bu paragrafı hepimiz kendi hayatımıza göre şekillendirelim. ‘Ben bir birey olarak, bir işletme olarak ve ya bir kamu kurumu olarak üretim yönetiminin neresindeyim. Ülke ekonomisine girdi oluşturacak, milli ve yerli üretime katkı için neler yapabilirim?’ diye düşünebiliriz.

Kendi Markalarımızı Oluşturmalıyız!

Üretimin nitelikli hale gelmesi, marka çıkartmak için gelişmiş ekonomilerin yaptığı gibi davranmalıyız. Kendi üreticimizin önünün açılması, onlara Ar-Ge ve yenilikçi fikir süreçlerinde destek sağlanması, uluslararası pazarlarda rekabet gücü geliştirilmesi gerekiyor.  Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu ve dış ticaret açığı verdiği kalemleri yerli üretim konusunda politikalar dahil kamuyla işbirliği yaparak ülkenin yönünü yerli ve milli üretime çevirmek için uğraş vermeliyiz.

Dışa bağımlılık derecimizi gözden geçirmeliyiz. Yerli üreticiye destek olmalıyız.  Harcadığımız paranın geri dönüşümünü kontrol altında tutmalıyız.

Yunanistan, Üretim ve Çöküşü

McKinsey’in raporuna göre, Yunanistan 1981 yılında Avrupa Birliği’ne tam üye olduğunda bir tarım ülkesiydi, en iyi beyaz peynir ve zeytinyağını Yunanlılar yapıyordu. Ama 1981’de Yunanistan Avrupa tarım sübvansiyonları sistemine dahil olunca işler değişti. Zengin Avrupa ülkelerinin tarıma verdiği devlet yardımları, kontrolsüz olarak Yunan çiftçilerine dağıtıldı.

Bu yardımlar çiftçiler tarafından traktör yerine Mercedes otomobillere yatırılınca tarım gelişeceğine çöktü. Yunanistan’ın zeytinyağı pazarını İtalya ve İspanya kaptı. Beyaz peynir pazarını da yine Amerikan, Fransız, Danimarkalı şirketler ele geçirdi. Beyaz peynirin yağsızından kızartılmışına kadar ürün yelpazesini geliştirdiler. Böylece Avrupa’nın diğer ülkeleri Yunanlıların ürün pazarlarını ele geçirip onlara kendi ürünlerini satmaya başladılar. Yunanlarda üretemediği için batmıştı…

Kırmızı Çizgiyi Geçmek

Ekonomik çöküşlerin kırmızıçizgisi de üretim olanıklarının dışına çıkarak hazıra dayanmaya çalışmasıdır. Hem büyüklerimiz boşuna dememiş: “Hazıra dağ dayanmaz.” Ekonominin temel taşı ve kırmızıçizgisi de budur.

Kırmızıçizgiyi geçersek üretimden koparız. Üretemediğimiz zamanda çökeceğiz.

Yorum Kapalıdır.